Magazin

Sepsis: Her 2,8 saniyede 1 kişi yaşamını yitiriyor

Enfeksiyon ve organ yetmezliği ile ilişkili çok önemli bir sağlık sorunu olan sepsis, hastaneye yatışta en ölümcül durumlardan biri olarak kabul edilmektedir. Yoğun bakım hekimi Prof. DR. Sibel Temur’a göre, “Dünyada her yıl 47 ila 50 milyon kişi sepsis geliştirir ve bir kişi ortalama 2.8 saniyede sepsisten ölür. Hayatta kalanların yaklaşık yüzde 50’si yaşam boyu sürecek bir fiziksel veya zihinsel bozukluk geliştirir.

Yoğun bakım hekimi Prof. DR. Sibel Temur, kan yoluyla tüm vücuda yayılan bir organ yetmezliği geliştiren sepsisin, sadece zayıf olan kişilerde değil, enfeksiyonun odağı tedavi edilmezse septik şoka neden olabileceğine dikkat çekti. Bağışıklık, aynı zamanda sağlıklı insanlarda da.

“GÜLMEK FARKINDALIK TANI ZORLAŞTIRIYOR”

Temur, sepsisin tanı ve tedavisinin çok zor bir sorun olduğuna ve hastalığın görülme sıklığının her yıl yüzde 9 arttığına işaret ederek, şu bilgileri verdi:

“Sepsis, konağın herhangi bir enfeksiyona karşı anormal ve aşırı bağışıklık tepkisinin neden olduğu yaşamı tehdit eden bir organ işlev bozukluğudur. Enfeksiyon ve organ yetmezliğinin birleşimidir. Vücutta odak olarak başlayan bir enfeksiyon tedavi edilmezse ilerleyip kan sistemine yayılarak vücudun her yerinde bulgularla çeşitli organ sistemlerinde hasara ve organ yetmezliğine neden olabilir. Bu nedenle her enfeksiyonda sepsise dönüşme riski vardır.”

“SONUÇLAR DEĞİŞEBİLİR”

Hastalığın tanısının klinik ve laboratuvar bulguları ile konulabileceğini kaydeden Prof. DR. Sibel Temur sözlerine şöyle devam etti:

“Sepsiste organ yetmezliği ve enfeksiyon bir arada bulunduğundan bulgular da değişebilir. Bazı durumlarda enfeksiyon belirtileri ve bazen de organ yetmezliği ön plana çıkabilir. Bu nedenle enfeksiyonun ön planda olduğu durumlarda organ yetmezliği olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sepsis tanısı klinik ve laboratuvar bulguları ile konur. Klinik enfeksiyon bulguları; Konuşma bozukluğu, konfüzyon, ateş, üşüme, kas ağrısı, idrar yapamama, şiddetli nefes darlığı, ölüm hissi, lekelenme, ciltte solgunluk gibi sistemik bulgular ortaya çıkabilirken, enfeksiyonun kaynağına ait bulgular da olabilir. daha dikkat çekici. Septik şok resminde hastanın kan basıncının çok düşük olduğunu, nabzının düzensiz olduğunu, kan akışının bozulduğunu ve dokulara oksijen verilmesinin hipoksi düzeyine düştüğünü görüyoruz.

“SEPSİS ACİL TEDAVİ GEREKTİRİR”

Prof. Dr.Sibel Temur, hastalığın tedavisine acilen ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek, ilk bir saat içinde erken ve etkili müdahale ile sepsisten hastane ölüm oranının yüzde 60’tan yüzde 20’ye düştüğünü söyledi. Sepsise neden olan patojenin bakteriyel, viral, fungal, parazitik veya bilinmeyen bir enfeksiyon olabileceğinin ve spesifik patojene yönelik antibiyotik tedavisinin tedavide çok önemli olduğunun altını çizen Prof. DR. Sibel Temur, “Her ne kadar hem klinik hem de hastanın laboratuvar muayenesi hızlıdır, gerekli sıvı ve antibiyotik tedavisine başlanması önceliklidir. Hastanın kan kültürüne göre geniş spektrumlu antibiyotik başlanır, birkaç gün içinde konsantre edilir ve sadece tespit edilebilen patojene özel antibiyotiklere geçilir.

“AKTİF ANTİBİYOTERAPİ OLMADAN SEPSİS’TE HAYAT KAYBI ÖNLENEMEZ”

Tüm dünya için son derece önemli bir sorun olan antibiyotik direnci konusunun sepsis tedavisinde de büyük önem taşıdığına değinen Prof. DR. Sibel Temur, “Geniş spektrumlu antibakteriyel ilaçların bilinçsiz kullanımı üst solunum yollarının basit viral hastalıklarında antiviral etkisi olmayan antibiyotikler vücutta direnç gelişmesine yol açar. Sadece gereksiz kullanım değil, antibiyotiklerin düzenli aralıklarla ve etkili bir zamanda kullanılmaması da antibiyotik direncine yol açabilir. Bu durumda sepsis gelişmesi durumunda verilen antibiyotikler gelişen bu direnç nedeniyle etkisiz hale gelir ve ne yazık ki hasta tedavi için mikroplara karşı duyarlı hale gelebilir.

BİREYSEL VE ​​SOSYAL ÖNLEMLER GEREKLİ

Sepsisin hem Türkiye hem de dünya için son derece önemli bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Temur, bunun önlenmesi için toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini vurgulayarak, alınması gereken önlemler konusunda şu tavsiyelerde bulundu:

“Öncelikle bireysel hijyen sağlanmalı ve yaşadığımız çağda önemi giderek artan el yıkama alışkanlığı geliştirilmelidir. Çocuklarımızda gereksiz yere bu kültür oluşturulmalı ve antibiyotik direnci gelişmesi engellenmelidir. Antibiyotikler gerektiğinde ve sadece tıbbi gözetim altında verilmelidir. Genel önlemler arasında enfeksiyon önleme ve kontrol programlarının oluşturulması ve halkın bilinçlendirilmesi yer alıyor.”

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu