Gündem

Sağlam’dan ‘kriz’ değerlendirmesi: Yaşadıklarımızdan çok daha büyüğü

Gazetemiz yazarı Erdal Sağlam, “Herkes krizi sansürsüz konuşmalı” Bugünkü ekonomik iklimi başlıklı makalesinde değerlendirdi.

Sağlam, AKP Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel tercihleri ​​nedeniyle ortaya çıkan krizin artık literatürde ‘kur krizi’ olarak anıldığını söyledi. “Ekonomide yaşadıklarımızı bir delilik hali olarak özetleyebiliriz. Sanırım daha önce yaşadıklarımızdan çok daha büyük bir krizin içindeyiz.” söz konusu.

Sağlam, toplumun tüm kesimlerinin krizin nedenlerini ve sonuçlarını, krizin çözümlerini kamuoyuna açıkça sunması gerektiğini vurgulayarak, sadece iş adamlarının değil, işçi ve memur sendikalarının da somut açıklamalar yapmasını istedi. “Yüzde 50’lik asgari ücret artışının iki üç ay içinde tamamen eriyeceğini görseniz bile, krizi durdurmak için ne yapılması gerektiğini söylemezseniz ne dersiniz? İstediğimizden daha yüksek bir zam alarak “Öyleydik” diyerek sessiz kalmamalı, “Bu eğilim temsil ettikleri kesimleri, kendi kesimlerinden en çok zarar görecek temsili yoksullaştırıyor.” söz konusu.

Sağlam’ın yazdığı gibi:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kişisel tercihleri ​​nedeniyle içine girdiğimiz kriz, artık literatürde “kur krizi” olarak anılıyor. Eylül ayından bu yana TL devalüasyonu yüzde 100’ü geçti ve kimse kurların nereye gideceğini ya da yoksulluğun nereye gideceğini tahmin edemez.

Ekonomide yaşadıklarımızı bir “delilik hali” olarak özetleyebiliriz. Sanırım şimdiye kadar yaşadığımızdan çok daha büyük bir krizin içindeyiz. İşin en kötü yanı, bu gibi durumlarda ne yapılması gerektiği açıkken, rasyonel kararları uygulamaya koyma iradesinin artık orada olmamasıdır. Çünkü artık irade birdir ve onu dengeleyebilecek mekanizmalar yok edilmiştir. Yönetim sistemi, anlaşılmaz bir amacı olan tek bir kişiye bağlı olduğunda ve yanlışta ısrar ettiğinde, toplumsal kesimlerin yanlışı telafi etmek için inisiyatif alması gerekir.

Daha açık söylemek gerekirse, içinde bulunduğumuz ekonomik krizin nedenlerini ve sonuçlarını, krizin çözümlerini toplumun tüm kesimleri kamuoyu önünde açıkça açıklamalıdır. “Bu sorunlara bir an önce çözüm bulmalıyız” gibi ifadelerin artık yeterli olmadığını herkes anlamalıdır. Büyük ticari kuruluşlar aynı zamanda iyi ekonomistleri istihdam eden ve gerekirse ayrıntılı ticari konularda dışarıdan bilimsel destek alan kurumlardır. Acilen ne yapılacağına karar verilmesi ve kamuoyuna açıklamalar yapılması gerekiyor. Artık herkes bu açıklamaların siyasi bir beyan olmayacağını ve temsil ettikleri grupların çıkarlarını korumak için yapmaları gerektiğini anlamalıdır. Bazı engelli dernekleri hala ideolojik yaklaşımlarla “kurlardaki yükselişi anlamıyoruz” diyorlarsa, bence onların üyeleri de bunun anlamsız olduğunu biliyorlar, gıda itibarı için geride bırakılıyorlar.

Ancak örgütte hafta sonu “dövizdeki yükselişi anlayamadıklarını ve ekonominin aslında çok iyi olduğunu” söyleyenler, yeni iş isterlerse kendilerine “hepsi iş olacak” dendiğini muhtemelen unutacaklardır. ” 5-6 müteahhite verildi “. Bu tür ekonomik krizlerde çoğu zaman iş adamlarından seslerini duyurmalarını bekliyoruz. Ama artık işçi ve memur sendikalarının da ekonomik kriz için somut açıklamalar yapması gerekiyor. Yüzde 50’lik asgari ücret artışının iki üç ay içinde tamamen eriyip gideceğini görseniz bile, krizi durdurmak için ne yapılması gerektiğini söylemezseniz ne dersiniz? “İstediğimizden daha fazla zam aldık” diyerek duruma sessiz kalmamalısınız. Bu eğilim temsil ettikleri kesimleri yoksullaştırıyor, en çok zarar görecek olan temsil ettikleri kesimler oluyor.

“Bilinçli STRATEJİ YOK”

İçgüdüsel konuşmayan ve sorun hakkında açıkça konuşan bir akademik grup var. Döviz kurlarının 2,5 ayda yüzde 100 yükseldiği açıklamasıyla birlikte, döviz kuru krizi Aralık ortasına kadar açık. “Bir açıklama yayınlayan akademi, mevcut krizin dünya ekonomisi değil, doğrudan sonucu olduğunu belirtti. Ülkemizde son dönemde uygulanan para politikasının, zaten zayıf olan ekonomik temellerle birleştiğinde, para politikasının kendisinin krizi tetikleyen ve derinleştiren bir araç olduğunu düşündürmektedir.

Hükümetin iddialarının aksine TL’deki devalüasyonun bilinçli bir stratejiden değil, sürdürülemez kötü bir ekonomi politikasından kaynaklandığı ve Türkiye’deki üreticilerin böyle bir kriz ortamında kalıcı rekabet gücü elde edemeyecekleri vurgulandı. Bazı günlerde yüzde 10’un üzerinde yükselen döviz kurunun ülke genelindeki piyasalarda fiyat krizine neden olduğu tespit edilerek, “Bu gelişmeler ticaret kanallarını tahrip ediyor, yatırımları kaydırıyor, kısacası üretim ve talebi hızla düşürüyor. zaman. Bu politika devam ederse, ekonominin teorilerini ve ampirik kanıtlarını göz ardı ederek ülke çapında iflaslar, kapanmalar ve işten çıkarmalar muhtemeldir.

Aynı şekilde, krizin ne olduğu ve ne gibi sonuçlar doğuracağı da açıkça formüle edilmelidir.

Yeni bakan Nabati, bankacılarla görüşmesine “Faiz artışı dışında her şeyi konuşabiliriz” diyerek başladı. Duyduğum kadarıyla bankacılar temel bir çözüm olarak “Talep ve güveni TL’ye getirmeden çözüm olmaz” dediler.

Tüm taraflar, “Faiz indirimi hakkında konuşmanıza izin vermeyeceğim” kuralına uymayı reddetmeli ve ne düşündükleri konusunda açık sözlü olmalıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu