Gündem

Hayat bazen gülümser de… Y. Bekir Yurdakul’un yazısı…

Desen: VOLKAN AKMEŞE

“Anneme böyle ağlamamasını söylemiştim.” Kitaptaki ilk cümle buydu. “Bu cümleden esinlenerek, heyecan ve merakla yola çıkıyorum… Ben de ne hissediyorsam onu ​​yazıyorum.” İlk cümleyi söyledim. Bu konuda katıyım ve beni kitaptan/anlatıdan uzaklaştıracak sıradan bir ilk cümle için, buraya koyayım ve bu kadar açık, hemen her yerinde beni yoluma düşüren kış güneşinden. çok gerçekçi, hüzün ve hatta keder dolu ve aynı zamanda çok gülümsüyorum.

USTA KALEM

Öykü ve romanlarıyla çağdaş edebiyatımızın ustaları arasında haklı olarak sayılan Sibel K. Türker, gençlerin ilk romanıdır.

Türker, öyküleriyle ilk kez günümüzün en önemli edebiyat dergilerinde boy gösteriyor. İlk öykü kitabı Kalp Yazan’ın 2003 yılında yayımlanmasının ardından Öykü Sersemi ile 2004 Yunus Nadi Öykü Ödülü ve Ağula ile 2006 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandı. Son öykü kitabı Aşkın Alışkanlık Yolculuğu Kalplerimizde 2014 yılında yayınlandı.

2006 yılında Türker’in bu türdeki ilk eseri Şair Öldü yayımlandı ve romanlarıyla da adından söz ettirdi. Ardından Meryem’in Tek Hayatı, Tüm Günahlarım, Sevme Hastalığı, Deli Kelebekler ve Burada Kalmak romanlarıyla okuyucunun kapısını çaldı.

“Yaşayan Hayat Hastalığı” Roman Ödülleri’ne Yunus Nadi, Duygu Asena ve Ebubekir Hazım Tepeyran layık görüldü.

AYRILAMAYACAĞIMIZ İŞARETLER

Ankara’dayız. Kar ve kar fırtınasının gelip uzandığı bir kışa çağırıyor bizi. Sanki yıllardır yaşadığım Ankara’nın korkunç kış günleri, ellerimiz kapı kollarında, tarihin her yerinde gün be gün geçiyor. Şimdi soğuktan ya da o kardan eser yok, kar fırtınası!

Hayatın getirdiği zorluklarla baş etmeye çalışmak, bazen görünmez olmayı istemek; Anlatı boyunca kendi iç dünyasının fırtınalarıyla tek başına mücadele eden bir genç kız olan Ekin Lisesi’nin yanından hiç ayrılmayacağız gibi. Okulda, evde, sokakta hep beraberiz.

Belki bizi hiç bırakmaz. Anlatının akışından dolayı bazı bölümlerde biraz kaybolup kaybolmayacağını gerçekten merak ediyoruz.

Sadece hasat mı? Annesi, babası, dedesi, ağabeyi Can, okul arkadaşları, teyzesi… Hemen hemen tüm karakterler. Ekin’in kedisi bile Pırık. Sonra sokaklar, ağaçlar, sokak kedileri, kardan zar zor geçebilen komşu, soğuk kış günleri… Hepsi bizim yoldaşımız ve yoldaşımız oluyor.

Bu bütünleşme ve sahiplenmenin arkasında elbette ki karakterlerin/mekânların canlı, olgunlaşmamış, mahallemizden/sokaktan, kısacası hayatımızda biri/bir yerde karşımıza çıkması vardır.

Türker portreleri o kadar ılımlı yapıyor ki, daha sonra farkediyorsunuz ki, ilk karşılaşmada gülümsüyor ve hayatın tüm doğallığı ile karşınızda duruyor.

HAYAT BOZULDUĞU ZAMAN

Ekin parçalanmış bir ailenin çocuğudur. Anne ve babasının ayrılığı onu derinden sarstı. Ardından ağabeyi Can’ın hastalığı ile yolları yeniden kesişir.

Bir yanda hastanede yatan ablası, işinin yanı sıra gerekli hamilelikle de baş etmeye çalışan annesi, diğer yanda eve dönen ve aile için pasta yaparak geçimini sağlamaya çalışan babası.

Ekin’in her pastayı onun için yaptığı kişinin arzularını, zevklerini ve beklentilerini yansıtacak şekilde hazırlayan babasıyla ilişkileri iyidir. Ancak bu yeni durum nedeniyle annesi, Ekin’e uzak bir yerden sesleniyor gibi görünmektedir.

Bir acı daha çeker: Can’ın ısrarına ve özlemine rağmen Ekin, kardeşini görmek için hastaneye gidemez. Bir de Ekin’in anlamaya, baş etmeye ve acı dolu dünyasında yerleştirmeye çalıştığı Özgür var…

Ekins’in büyüme, yaşam ve kendini tanıma ve her ikisi ile de baş etme hikayesinin satır aralarında, her çocukta ve her insanda kendini tekrar ediyormuş gibi görünen bir gerçeklik sessizce gülümsüyor.

BİR YAŞAM ALBÜMÜ

Sibel K. Türker, Ekins Welt’te bizleri eğlendirirken, önümüzde duran hayatın kocaman ve özenle hazırlanmış bir albümünün açılışını yapıyor.

Günümüz gerçeğinden özenle seçilmiş, ancak hikayeyi tamamlamak için ustaca bir akışla bir araya getirilen karelerde küçük ayrıntılarla yetinmeyi biz okuyucuya bırakıyor.

Tüm zorluklara ve zorluklara rağmen hayat gülümser ve arada bir de gülümsetir; Ağlarken gülebileceğinizi hissettiriyor. Yokluğu, yoksunluğu, acısı kıyıları terk etmiş, harabe şehir sokaklarını bile oyun alanına çevirmiş çocukların izinden gitmek gibi…

Sivilceleri, yağlı saçları ve kötü notlarıyla baş edemeyen Ekin, bazen görünmez olmak ister ama yazar, insanların görünmez kılınması ve ayaklarının altında kalması dramının dikkatini çeker.

Kimsenin görmediği, görmek istemediği hayatları sahneye çıkarıyor. Ve edebiyatın zarafetiyle donanmış bir anlatım ve sunumla.

EDEBİYAT SİZİ SESSİZLEŞTİRİR

Edebiyatın gösterdiğini, ortaya koyduğunu, elimizi tuttuğunu biliyoruz… Bazı insanların istemediği ama hayatta var olan ve direnerek yaşamaya çalışan ve aşırıya kaçan hayatı gözümüzün önünde burnumuzda ve kulaklarımızda getiriyor. .

Olanlara, fark etmediklerimize, körü körüne baktıklarımıza dikkat çekmek, desibel şiddetin çığlıklarından, zarafetle yükselen edebiyatın çığlığından, el okşamadan, sallanan ipek eşarptan çok daha etkilidir. yüzlerimiz.

Sibel K. Türker de bu eli, bu çığlığı, bu atkıyı ustaca kullanırken, anlamanın, yüzleşmenin, bütün fotoğrafın algılanmasının ve aşkın bütünleştirici gücünün hikayesini de sunuyor. Ekin ile el ele bu keşif yolculuğunun size de iyi geleceğini biliyorum.

Kış güneşi / Sibel K. Türker / Güneş Kütüphanesi – Köprü Kitaplar / 176 s. / 12+ / 2021.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu