Gündem

Aşka ne oldu? M. Sadık Aslankara’nın yazısı…

Hiç şüphe yok ki her insan, yaşadığı aşkla ilgili yaptığı duygusal deneyimle aşkını dıştan değerlendirir. Buna bir tür kimlik diyelim. Örtüşmelerine rağmen aşk ilişkileri kişiden kişiye farklı bir öznellikle yaşanır. Ayrıca kadın-erkek bakış açısındaki farklılıklar da devreye giriyor.

Sanatın tüm dalları, dokunulmamış olduğu varsayımıyla birçok “aşk hikayesi” inşa etmeye ve parlatmaya çalışsa da, bu hikayelerin sonu yoktur. Bu bağlamda edebiyat, farklılık çabasında dinginlik çabasıyla kendine dikkat çeker.

Ancak “aşk” olduğu sürece kişi hikayeye hazırdır. Bu yüzden çeşitli eserlerde karşılaştığı her aşkla ilk kez karşılaşıyormuş gibi naif bir zihinle algılar.

ASLI PERKER; “AYRILIŞIN İLK GÜNÜ”

Bir “halk yazarı” olarak Aslı Perker, diğer yazarlar gibi on beş yılı aşkın süredir yayımladığı her romanında aşka yer açmış, ancak bu sefer farklı bir aşk “hikayesi” ile karşımıza çıkmaktadır: Ayrılığın İlk Günü ( Epsilon, 2021).

İçses aracılığıyla tanıdığımız kadın, “di (diyelim) tek eşli bir ilişki istemiyorum” (15), ondan ayrılmış olmasına rağmen ona olan tutkusunu sürdürüyor.

Roman iki düzeyde akar; İlkinde kadının bir gün içindeki hareketlerini ve neler olup bittiğini görüyoruz, ikinci planda ise çses’in onunla atışmasını izliyoruz.

Anlatı düzeyi, kadının hayatının ayrıntılarına ulaşabilmemiz için İçses’ten ikinci tekil şahısa (kadın) ototarihsel bir hitapla devam eder.

İçses soruyor: “Yeniden başlamak ister misin? Yeni biriyle, yeni aşkla, yeni hayatla. “” Endişelendiğin tek şey aşk hayatın, utanç verici. (25, 26) Bu arada kadın hamile.

Kadının otuz beş yaşında olduğunu İçses’ten öğreniyoruz, bu belli aralıklarla vurgulanıyor. Eğitimli bir kadın, yurtdışında eğitim görmüş bir akademisyen, yüksek lisans derecesine sahip, etrafı yüksek rütbeli insanlarla çevrili, bazen erkeklerle de yaşıyor.

Yine de İçses bunun “çıldıracağını” (60) bilir ve onu sevgilisiyle buluşmaya teşvik eder. İçses’e göre sorun, kadınların “erkeklere gereğinden fazla önem vermesi”dir. (42)

Örneğin, “Birlikte iyiysek neden birlikte olamıyoruz? Neden aramıza başkaları giriyor?”(32) diye sorar ve onu başka bir erkeğe ikna etmeye çalışır:”Elbette başka bir erkeğe aşık olacaksın. “”Yine olur, yine olur. Hayat uzun.”( 48)

Aslı, romanda erkek bakışına da yer verirken, ustaca erotizmiyle her iki cinsiyet için de sempati zemini oluşturmaya çalışır. Bu amaçla İçses’in ilahisini monologdan çıkarır ve değişen bir beceriyle metne dramatik eksende akış getirir.

Elbette aşka bir şey olmaz. Bildiğimiz aşk geri döndü, aşağılanmamızın sonucudur. Ya sürdürülebilir bir dünya ve sevgi devam ederken bu kadar çok açgözlülük, savurganlık, saldırganlık ve şiddet varsa?

LUIGI PIRANDELLO; “SIRALAMANIZI BEKLİYORUZ”

Luigi Pirandello ülkemizde en çok oyunuyla tanınan önemli bir isimdir. Yazar, Sırasını Bekleyenler (Çev. Neyyire Gül Işık, Can, 2021) adlı romanında, göreceli olarak aşka bakış açısıyla toplumun gündelik bencilliğini baltalar.

Ravi, evlenecek kızı Stellina için “sağduyunun sesine” sığındı ve “Aklımızı kullanalım!” dedi. Yetmiş iki kişiden yetmiş üç yaşındaki zengin Diego’yu koca adayı olarak seçtiğini söylüyor ve “Yaşlı adam ölünce genç adamlara gelince, elli el sallasın” diyor. Bu arada işsiz ve naif genç Pepé am Ring’in katılımı şehirdeki diğer adayları farklı yönlerde harekete geçirir.

Diego şimdiden “müstakbel kayınpederi ile ortaya çıkmaya başladı”. (9, 10, 13) Öte yandan, ebeveynler ev hapsi de dahil olmak üzere çeşitli yollarla Stellina’ya Diego ile evlenmesi için baskı yapacaktır. Ve daha sonra?

Pirandello, bazen tersine çevrilebilir karakter projeksiyonlarıyla Comedy dell’Arte havasında yakından takip edilen bir anlatı inşa ediyor. Hikâyelerini bir kumar orta oyunu çağrışımıyla çıldırtan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, en azından bu eserde üstü kapalı da olsa, meslektaşı Pirandello’ya benzer bir yaklaşımı olduğu söylenebilir.

Bunda Pirandello İtalyancasını başarıyla Türkçe konuşan çevirmen Neyyire Gül Işık’ın da başat rol oynadığını söyleyebiliriz.

“(M) katkı maddeleri tanrısı” (91) öncesinde aşk tanrıçası mı vardı?

DERYA SÖNMEZ; “Zemin kanadı”

Korona virüsle mücadele ettiğimiz bu zor zamanlarda Derya Sönmez, ilk öykü kitabıyla okuyucuyu özverinin neden olduğu tıbbi sessizlikle karşılıyor: Sırça Kanatlar (Sel, 2021).

Öykülerinde bizleri yetersiz, dokunmaya özensiz, aramaya rağmen buluşamayan insanlarla tanıştırır.

Derya’nın ilk çalışmasında anlatımını arka planla bu doğrultuda kurduğunu görebilirsiniz. Bu nedenle sessizliği ve dinginliği büyük bir ustalıkla kullanır ve bunları anlamayı okuyucuya bırakır.

Bunlar, anlatıcının tabiriyle “anlam taşıyan” (51) hikâyelerdir. Metni böyle bir yaklaşımla işlemek, anlatıyı ekonomik bir temelde inşa etmeyi, kelimeleri seçmeyi, sözdizimini cilalamayı, işlevsel olarak detaylandıran yerleşimi doldurmayı vb. içerir. Derya yapar.

Kadınlar erkeklerle her zaman “yalnız” hissederler (45); “Dudak(lar)ının yerine küçük bir yarık, ağzını(lar)ını açtığında karanlık bir kuyu.”(28)

Gerçekten aşka ne oldu?

www.sadikaslankara.com roman, tiyatro ve belgesel alanlarında her Perşembe güncellenmektedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu