Gündem

Ağabeyi Ali Tatar’ı yazdı: Kumpasa uğramış yaşamına son vermişti

Yarbay Ali Tatar, FETÖ’nün “Amiral Suikastı” sırasında hakkında çıkarılan ikinci tutuklama kararının ardından ölümünün 12. yıl dönümünde anılıyor.

“Siyasi iktidar, yargıya demirlemiş fetullahçı çeteleri tüm gücüyle destekledi” Yarbay Tatar’ın kardeşi Ahmet Tatar gazetemize şu satırlarla anlattı:

“İNSAN HAYATINA NE DİYORSUNUZ?”

Zifiri karanlıkta güzel bir akşamın teslimiyeti ve ölümcül bir zehrin yemek masasına karışması. Derin bir iç çekiş, içten bir söz, bir kalp seğirmesi ve vücuda hızlı bir kan pompalanması. sevilen birine son bakış ve zaman bir kurşun sesiyle paramparça olur.

Sonra derin bir sessizlik. Bir ah, kalbin son atışı ve bu dünyanın düzenine karşı bir lokma isyan çığlığı.

Sözcük bulmakta, gelecek olanı bastıramamakta, onun altında ezilmekte sefalet.

Son sorular, son duygu, son telaşa yetişememenin derin çaresizliği.

Kırık camlar, yıkılmış, paramparça hayatlar.

****

İlk sorguya çağrıldığında ve iftiraya isyan ederken özgürlüğünden mahrum bırakıldığında, gündüzün geceye dönüp umutsuzluğa kapıldığı anlarda Ali yavaş yavaş bu hayattan kurtulmaya başladı.

Hala onu tutamadığımız ve karşısında duramadığımız için üzgünüz.

12 yıl sonra o gün, o gece yeni bir şey hatırlıyoruz ve hala kendimizi sorguluyoruz. Yapabileceklerimizi ve yapamayacaklarımızı düşünür, şikayet ederiz. Sanki zamanı geri almak mümkünmüş gibi, elimizi uzatsak Ali’yi tutabilirmişiz gibi bir yanılsamanın içindeyiz. Yaşadığımız sürece bu durumun bitmeyeceğini biliyoruz.

Ancak Yarbay Ali Tatar, hayatı üzerine yemin etmiş bir devlet askeriydi.

Sonunda hakkında yeni bir tutuklama emri çıkarıldı ve müfreze iade için hazırlandı. Buraya kadar her şey normal sayılabilirdi.

Komutanın “yanlış anlaşılma” korkusuyla hastaneye sevkine direnmesi; Tüm ısrarlarına rağmen tıbbi müdahaleyi bile kabul etmemesi garip değil miydi?

Görünen bir gerçek varken “Gittiği yerde doktor var zaten”, “Muayenesiz sorgulama olmaz” gibi bahanelerin arkasına saklanmak normal miydi?

Peki heyecanımız neydi, Alis “Bu deliğe bir daha gitmem” mi dedi?

Ne oldu? Ali’yi böyle bir uçurumun eşiğinde ve tehlikede hissettiğimiz iklim nasıldı?

Kağıt üzerinde en güvenilir olması gereken kurumlara neden artık güvenmiyorduk?

O dönemin güçlü ağızlarına bakarsanız, “Herkes adalete teslim edilmeli”, “Herkes adalete güvensin”. Bize ‘savcılar ve mahkemeler işini yapsın’ diye bağırdılar.

Devlete yerleşen bu fetullahçı canavarı yeni mi fark ettik? Bu dizginsiz, hatta medyanın şişirdiği, pohpohladığı haydutları savcılık kılığında gören bir tek bizler miydik?

Ne yani artık bu devletin vatandaşı değil miydik?

Nasıl oluyor da bizim için ayrı fermanlar hazırlanıp uygulanıyorken, devletin temelini oluşturan hukuk ve adaletten mahrum kalıyoruz? Kirlenmeme hakkımız engellendi mi?

Biz ne idik, biz kimiz, bizim için kurulmuş özel yetkili mahkemeler? Darbe oldu ama bizim haberimiz yoktu.

Ne oldu, bizi ezmek ve yok etmek isteyen bir devlet gücü ve kararlılığı ile karşı karşıya kaldık.

Bu nasıl bir ortaklıktı?

Siyasi iktidar, yargıya demirlemiş fetullahçı çeteleri tüm gücüyle destekledi.

Komplolar uzun zaman önce başlatılmıştı ve aramızdaki hainler ve karakoldaki militanlar sahte deliller üretip olay yerine koymuştu. Suçlanan Kemalist subaylar, medyanın borazanları tarafından vahşice infaz edilmiş ve son darbeyi vurmak üzere Fetullahçı Cumhuriyet savcısı ve tiyatro mahkemelerine teslim edilmişlerdi.

****

Evet, komplolar döneminde zulme ve zulme uğrayan yüzlerce masum insan, tıpkı bizler gibi hala kendilerini sorguluyor.

Birlikte nerede hata yaptığımızı bulmaya çalışıyoruz. Korumamız ve korumamız gereken değerlere neden yeteri kadar sahip çıkamadığımızı, yapmamız gerekenleri neden yapamadığımızı ve eksiklerimizin olduğu noktalarda tartışıyoruz. Yapılan tüm eleştirileri anlamaya çalışır; Çoğu zaman en büyük kusuru kendimizde buluruz.

Ancak başından beri büyük bir haksızlık ve hukuksuzlukla karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz ve bütün bunlar başımıza gelirken devlet organlarının neden yanıt vermediğini sormadan edemiyoruz.

****

Süre bitti. Devlet içindeki “paralel yapı” ortaya çıktı. Ortaklıklar bozuldu. Darbe bir fırsata ve yepyeni bir sisteme dönüştürüldü.

Tehlikeyi görünce “gidin yargı sizi beraat ettirsin” diyerek bizi çakalların üzerine atanların, fetullahçı savcıların çağrılarına kulak asmayan ve yetkilerini geri çekenleri gördük.

Bu, yasaların sadece bize uygulandığı ve bu FETÖ militanlarının savcı ve hakim kılığında sadece bize koştukları anlamına geliyor.

Peki, yaklaşık 10 yıl süren fetullahçılığın karanlık döneminin sonunda o gün güvenimizi boşa çıkaran devlet mekanizması ne yaptı?

Bunca canın ardından hayatları alt üst olan, masumiyetleri teyit edilen insanlara ne dedi?

Olanların sorumluluğunu üstlendi mi?

Hayatını düzeltmek için bir adım attı mı?

Senden özür diledi mi?

Yargıtay kapılarından tahliyemizi nereye koyalım, kanunu Fetullah’a paspas yapan militanların burada adeta korunuyor olması, parası olanlar, üst katta adam olanlar hiçbir şey olmamış gibi çalışmaya devam ediyor ve yükseliyor. ?

Devletimiz bu tavrı ne zaman değiştirecek?

Bizim de eşit vatandaşlar olduğumuzu ne zaman hatırlayacak?

****

Helalizasyon tartışmalarının yoğun olduğu bu günlerde, toplumda uzlaşıyı ve kutuplaşmanın ortadan kaldırılmasını elbette çok önemsiyoruz ve bunu gerekli görüyoruz.

İtiraf etmeliyiz ki kimse yarasız kalmadı. Hepimizin travması var.

Ya nefretimizle, nefretimizle kendimizi yemeye devam edeceğiz; yoksa bunun ülkeye verdiği zararı görüp yeni bir yola gireceğiz.

Birbirimizi anlamaya çalışacağız.

Ancak yeni bir sayfa açacaksak, modern devletlerin özünün yüzleşme ve açık görüşlülük olduğunu, yolun hukuk ve adaletten geçtiğini unutmamalıyız.

Özellikle Yarbay Ali Tatar’ın ailesi olarak; Bu veda ve hesaplaşma tartışmalarının bir adım dışında kaldığımızı beyan ederim.

Bu devleti yönetenler, yönetmeye talip olanlar, istediklerini yaparlar. Yeter ki bu ülkede hukuk hakim olsun.

Yeter ki çocuklar ve gençler geleceğe yeniden umutla baksınlar. Yeter ki yaşlılar sonbaharlarını kaygısız ve kaygısız geçirsinler.

Şairin dediği gibi; “Aşk gibi yürekten yaşa” oldukça ağıtımız “ölümden” erken gelecektir.

Acımızı yüreğimize gömmeye, davamızı kendimizle hakikate taşımaya, isyanımızı derin kuyulara ve sonsuzluğa haykırmaya hazırız.

Tüm farklılıklara rağmen tek dileğimiz; bu ülkenin tüm insanları, tüm toplulukları, birbirlerinin haklarına ve yasalarına saygılıdır; kendisi için istediği şey başkaları için doğrudur ve içtenlikle sindirir.

Emin olun bu olay olduğu gün Yarbay Ali Tatar’ın ruhu huzura kavuşacak, ruhu huzura kavuşacaktır.”

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu